Haz
Etiketini yeni söktüğüm bir tişört bu. Yeni bir kulaklık, belki de bir tatil planı. Gecenin köründe uykumdan uyanıp yudumladığım soğuk bir bardak su. Yarım saatlik, bir saatlik, tekrarı fazlasıyla mümkün bir haz bu yalnızca. Peki ya sonrası? Senelerdir uğramadığım bir köy var. O fındık tarlalarının arkasındaki arazi gibi. Ortasında devasa bir armut ağacı. Geri kalan her yeri ise güneş altında kalmaktan sararmış birçok bitkiden oluşuyor. İnkar edemem, fazlasıyla özlediğim bir manzara. O manzarayı mümkün kılan şeyler özünde bu hazza engel olanlar. Uzun ve engebeli bir yol. Yorucu, ruh emen bir sıcaklık, fındık ağaçlarının isyankar dallarının budanması ve armut ağacı arazisine girmek için aşılması gereken dikenli teller. Oysa biraz yanında suyu berrak ve serin akan huzur dolu bir dere var. O varken neden armut ağacının manzarası daha çok ilgimi çekiyor? Alışkanlık, tanıdıklık hissi mi? Manzaraya giden yolun düşüncesi, dönüşünü de sorgulatıyor insana. Kendi fikirlerim de dahil o...