Haz

 Etiketini yeni söktüğüm bir tişört bu. Yeni bir kulaklık, belki de bir tatil planı. Gecenin köründe uykumdan uyanıp yudumladığım soğuk bir bardak su. Yarım saatlik, bir saatlik, tekrarı fazlasıyla mümkün bir haz bu yalnızca. Peki ya sonrası? 

Senelerdir uğramadığım bir köy var. O fındık tarlalarının arkasındaki arazi gibi. Ortasında devasa bir armut ağacı. Geri kalan her yeri ise güneş altında kalmaktan sararmış birçok bitkiden oluşuyor. İnkar edemem, fazlasıyla özlediğim bir manzara. O manzarayı mümkün kılan şeyler özünde bu hazza engel olanlar. Uzun ve engebeli bir yol. Yorucu, ruh emen bir sıcaklık, fındık ağaçlarının isyankar dallarının budanması ve armut ağacı arazisine girmek için aşılması gereken dikenli teller. Oysa biraz yanında suyu berrak ve serin akan huzur dolu bir dere var. O varken neden armut ağacının manzarası daha çok ilgimi çekiyor? Alışkanlık, tanıdıklık hissi mi? Manzaraya giden yolun düşüncesi, dönüşünü de sorgulatıyor insana. Kendi fikirlerim de dahil olmak üzere birçok fikir o manzaranın bu uğraşa, bu riske değmeyeceğini söylüyor. Değmeyeceğinin farkındayım elbette. Güneşin emdiği enerjim, tellerin tenimde bıraktığı izler unuttuğum şeyler değil. Ne peki bu hazzı arzulamamın sebebi? Sorguladıkça durmuş bir saati izlemeye benziyor düşüncelerim. Hiçbir yere varmıyor. Oysa dönüp kendime baktığımda bir manzaraya ihtiyacımın olmadığını görüyorum. Geçici bir istek olduğunu görüyorum. Daha önce yaşadığım tehlikeli bir yolculuğu tekrarlamaktansa başka manzaralar için yol almak daha mantıklı olmaz mı zaten?

Basit bir manzaranın bendeki yerini sorgulamamın sebebi ise canımın çok sıkılmış olması. O hazza olan özlemim de can sıkıntısı gibi basit birkaç eylem ile geçip gidecek bir his. Hayat özlemesini bile unuttuğum yüzlerce anı ile doluyken sırf hatırlıyorum diye bir özlem için bir şeyleri riske atmaya ne gerek var? Yok. Hatıralarımda kalabilir armut ağacı. Farklı manzaralar tatmak istiyorum. Vakitlice.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Twenty Eight

My Side

Kışın Fısıltıları