Sessizlik
Nemli hissediyorum zihnimi. Düşüncelerim kaygan, nefes almak zor. Kulaklarıma uzakta kalmış bir huzurun sesi geliyor. Kokusunu alıyorum nefretimin. Kimse bilmez, kapatamıyorum ışıklarımı. Duramıyorum karanlıkta. İpek gibi süzülen ışık hüzmelerini sardım etrafıma, kuşandım zırhımı. Fakat içeride olunca düşman, ne bir zırh ne de bir miğfer durur önünde darbelerin. Sarı sakallarını yenilgilerinde boğan bir adamın hatıraları canlanıyor şimdi kafamda. Hüznün kokusu geliyor burnuma. Birilerinin evi yanıyor, birileri kıvılcımlara hasret. Biri sükunetini bırakmış ardında, biri öfkesini sürüklemiş peşinde. Şu bin parça şehrin sokakları kaygıyla dolu. Evlerin pencerelerinden sızar insanların hasretleri. Birileri çıkar balkona. Haykırır! Tüm öfkesini, tüm şehvetini ve yenilgilerini döker ciğerlerinden. Sesi yankılanır gri gökyüzünün altında. Ne kalır ki geriye kaybedecek, ah şu haykırışlarımızdan başka? Kim tutar elimizden? Kim anar adımızı? Yitip gitmiş umutların üstüne basa basa çıkacağız bu karanlık şehirden. Binlerce bedenimizi bıraktık ardımızda. Bir o kadar daha bırakırız gerekirse. Gözleriniz göklerde olsun dostlarım. Aldırış etmeyin üstümüze düşen bombalara. Alevler içinde bir gökyüzü olsun her daim önünüzde. Hayat hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar değişken. Kızgın bir nehrin kayalara vuruşu gibi günlerimiz. Geleceğin umuduna olan heyecan yüzünden uyuyamadığımız gecelerimiz var bizim. Geçmişle geçirdiğimiz günlerimiz var. Kalabalıkta annesini kaybetmiş küçük bir çocuk gibi oluyoruz huzurun dalgalarının arasında. Saf bir korku. Fakat korkudan değil göz yaşlarımız. Alışmışlığımıza ağlarız biz. Kaybettiklerimize değil kaybedeceklerimize yanarız biz. Hasret kalmış tanrıların sesine değil, içimizdeki şeytana kulak asarız biz. Kendi yok oluşunu hazırlayan insanlarız biz. Adımlarımızı sadece bitmesi için atarız. Çürüyen bedenlerimizin kokusunu alırız her adımımızda. Göklerden huzuru sunan yıldız kamaştırır gözlerimizi. Karanlığın görkemine boyun eğmiş varklıklarız biz. Bakmayın başımızın dik durduğuna, bacaklarımız titriyor. Yok oluşun bitmek bilmeyen özlemi tutuyor bizi ayakta. Bir çam ağacı gibidir kaybedişlerimiz, yaz, kış fark etmeksizin korur görkemini. Gölgesi düşer yeşeren umutlarımızın üzerine. Çıkamaz hiçbiri karanlığın boyunduruğundan. Gün gelecek, geceleri sileceğiz gökyüzünden ama o gün gelene kadar eğeceğiz başımızı. Dalga seslerinde kaybolacak ıslıklarımız. Zincirlerimiz hiçbir zaman hüznümüz kadar ağır olamayacak.
Yorumlar
Yorum Gönder