Dal

 Belki de daha küçük adımlarla başlamak lazım bir şeylere. Yıllarca sürecek bir ilişkiyi düşlemektense yalnızca gözlerinin ne kadar güzel olduğunu söylemek. Kapının ardındaki yeri düşlemek yerine kalkıp kapıya doğru yürümek. Bir kitabı bitirmek yerine birkaç cümle okumak. Hayattaki en değerli şeylerin farkında olmak onları hak ettiğimiz anlamına gelmiyor. "Keşke" demek bizi yalnızca daha da derin bir çukura sokuyor. Hala yaşıyorum. Bira, sigara, balkon ve Pink Floyd. Balkonumda akıl sağlığımı koruyorum. Gündüzleri yaşamak akıl almaz bir işkenceyken gece yarısından sonra yalnızlığım başa çıkmaya çalıştığım bir gerçeklik olmayı bırakıyor ve keyfimin vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. Aklımdaki kadının bana verdiği kitabı bitirdim birkaç gün önce. Kendisinden vazgeçtikten sonra başlamıştım okumaya. Yazma tarzımı birebir yansıtan bir kitabı bana önermiş olması her ne kadar hoşuma gitmiş olsa da hiçbir şeyi değiştirmiyor. Ortada yapılması gereken bir seçim vardı ve yapıldı. Bir yanım aksini istese de ona kurduğum son birkaç cümlem beni fazlasıyla iyi hissettirdi. Çok daha farklı olması gerekirken ruhum doydu. Vazgeçmenin altında yatan o eşsiz karamsarlığın bu seçimimdeki sessizliği çok şey öğretti bana. Haykırarak da söylese şarkılarını, artık bende dinleyecek bir kulak yok.

Bunca yılın ardından kendimi yeniden kavak ağaçlarının hışırtısıyla dolan bir balkonda buluyorum. Çamaşırlıktaki üç beş tişört, caddeyi seyreden kediler ve loş ışıkların gözlerimdeki yansıması. Kapalı odaların arasındayken hissettiklerim burada nefes alıyor. Klimanın yapay, kuru soğukluğunun yerine ılık bir esinti geçiyor. Çoğu zaman söyleyeceklerimin yalnızca göz yaşlarımın arasına sıkışarak çıkabileceğini hissediyorum. Oysa yaprak hışırtıları ve gecenin sessizliği dudaklarımı birbirine kenetleyen o ağırlığı koparıp atıyor üzerimden. Kendimi bildim bileli ne istediğimin farkındayım. Uzun yıllara rağmen bunlar değişmeyi ısrarla reddetti. Bunu da hiçbir zaman kötü bir şeymiş gibi düşünmedim. Fakat istediklerimi gerçekleştirmem için izlemem gereken yol her zaman bulanıktı. İstediklerimden birini elde edince diğerlerine giden yolların silinmeye başladığını gördüm. Bunun korkusu ile girdiğim yatağımda, yaşamaktan vazgeçmek artık dayanılmaz bir hale geldi. Sanki son birkaç yılımı bu balkona hazırlanmak için yaşamışım gibi hissediyorum. Gece yarısı bir tokat gibi esip geçince caddedeki çoğu şey uykuya dalıyor. Hemen yanımdaki tekelin önünde oturan gençler, köşedeki fırın, arada bir sanki yaprakların hışırtısını bastırmaktan ölümüne korkarmışçasına sessizce geçen araçlar ve sokak köpekleri eşlik ediyor geceye. Biramı elime alınca fark ettim bittiğini. Kalkıp mutfağa gidip bir tane daha alacakken telefonum çaldı. "Bu saatte?" diye sorguladım kendi kendime saatin kaç olduğundan bihaber bir şekilde. Bu saatlerin tadını çıkarabilen bir arkadaş. Telefonu açtım. Gündelik sohbetin ardından kaç gündür eve kapanıp deliler gibi çalışmaktan sıkıldığını, dışarı çıkmak istediğini söyledi. "Olur," dedim. "Uyumayı düşünüyor musun?" diye sordu. "Gece bitmeden, belki," dedim. "Gel bugün de bitirelim geceyi, ne var sanki? Çekilelim mi sahile, güneşin doğuşunu izler, bir iki bira içeriz?" Güldüm. Güneşi arkamıza alıp doğuşunu yalnızca sudaki yansımasından izlemeyi tercih eden insanlardık. Gün doğumunu izleyişimiz bile bir garip. "Olur kankam. Sen beni al, ben de biraları. Ne dersin?" diye sordum. Anlaştık ve telefonu kapattık. Mutfağa gidip dolaptaki 4lülerin ikisini de alıp çantama koydum ve bekledim.

Motoru kapattı ve bir süre sessizce oturduk arabada. Arka koltuğa uzanıp çantamı aldım. İçinden birer bira çıkardım ve arkadaşıma uzattım. Hafif dalgaların kıyıya vuran orantılı sesi ile birlikte başladık içmeye. "Ceyhun'la konuştum geçen gün. Bu tarafa gelmeyi planlıyormuş. Yaz bitmeden bir dolaşalım diyor. Cumartesi sabah erkenden yol alıp dolaşırız, geceyi de Emir'in orada bitiririz dedim. İşim var falan deme lütfen," dedi. Şişeden biraz içtim ve kafamı salladım. "Olur, gelsin ama cuma akşam çıkalım. Esin'in yanına uğrarız." Şişenin sonunu gördükten sonra ikincisini çıkarırken fark ettim yavaş yavaş kızaran bulutları. Kafamla işaret ettim arkadaşıma. Hayattaki tüm dertlerimiz o anda kalıcı olarak çözülmüş gibi gülümsedik ikimiz de. Bir süre sonra alevler içindeki gökyüzü, üzerindeki odağı denize kanatlarının ucu ile dokunarak süzülen pelikanlara bıraktı. Özgürlüğün tadını ilk kez alıyormuş gibi izledim hayranlıkla. Ilık rüzgarın kanatlarını dolduruşu, yükselen dalgalarla arasındaki eşzamanlı dans. "Her şey yolunda. Hala yaşıyoruz." Bir süre sessizce doğan günü izledik. Düşüncelerimin arasından sıyrılıp kafamı çevirdiğimde arkadaşımı uyurken gördüm. Çantamdan sigaramı ve gözlüklerimi aldım. Bagajdaki sandalyeyi aldım ve arabanın tepesine koydum. Oturdum. Gözlüklerimi taktım ve bir sigara yaktım. "Eve gitsem de yatsam."

Bazen yaşadığımızı hissetmek için yeterli oluyor çevremizdeki hayatın parçaları. Bazen yaprakların fısıltısında duyuyoruz bizi iyi hissettiren cümleleri. Fakat biraz bırakınca kendimizi düşüncelerin akışına, pelikanla dalgaların dansı gibi kusursuz bir uyumla sürüklüyor zincirlerimiz bizi önümüzü göremediğimiz derinlere. Belki de görmek istemiyoruz. Bazen kendimi tezgahtaki ekmek kırıntıları gibi hissediyorum. Hayatına dahil olduğum insanları görüyorum, seviyorum ve kimisini tüm benliğimle istiyorum. Bir süre geçti o tezgahtan birkaç cümle ve bir el hareketiyle düşüşümden. Peki neden hala kendimi bir ekmek kırıntısı gibi hissediyorum? Daha da önemlisi, neden hala bir huzur uğruna yol aldığımı düşünüyorum? Bu zamana kadar hayatımdaki her şey bitmek bilmeyen bir savaşın içinde bulunmaktan aldığım keyfi simgelerken ben neden kendimi kandırıyorum? Oturduğum yerden iyi hissetmeyi, mutlu olmayı, aşık olmayı istemediğimi düşünüyorum. Simgeler, semboller, onlar, bunlar derken kendime mantıklı bir çıkış yolu bulmaya çalışıyorum. Oysa hayır, ben de herkes gibi can sıkıntısından patladığım bir mutluluğu, güne başlarken bakmaya doyamadığım o gözleri istiyorum. Fakat gecenin bu saatinden sonra gelecek huzurun hiçbir anlamı yok. Karanlık ve sessizliği evim gibi benimsediğim bu saatlerde içeriden yalnızca hüzünlü bir gitar solosunun kısık sesi değil, elinde birer birayla sevdiğim kadın da gelmeli. Sinekliği kapatıp yanıma oturmalı. Belki de bir öpücük kondurmalı dudaklarıma. Bu balkonu, bu geceleri, bu ılık rüzgarları ve yaprak hışırtılarının tadını tek başıma çıkarıyor olmak haksızlık gibi geliyor. Oysa biliyorum, gözlerimi kapattığımda karşımda canlanan o kadın da uyanık şu anda. Bunları düşünmek engel oluyor tükenmek üzere olan gecenin tadını çıkarmama. Bulutlar buruk bir mavilikle gözlerime takılmaya başladıkça anlıyorum vaktimin bittiğini. Gece ile birlikte ben de tükeniyorum. İnan bana, gündüzleri yaşayamıyorum.

Artık gerçekten sigara içmeyi bırakmam lazım. Vakit geçtikçe bedenimdeki etkilerinin artışına ve yarattığı o geçici tatminlik hissini giderek dizginlediğine tanıklık ediyorum. İstanbul sokaklarını arşınlarken yüreğimde taşıdığım o hislere, Mayıs ayında Kadıköy iskelesinde vapurdan indiğim anlara eşlik eden ve güneş battıktan sonra fakültenin zifiri karanlık bahçesine ışık katan sigaranın tadı yok artık. O sokaklara çöken ruhsuzluk, Mayıs aylarının bitişi ve iş hayatına başlamak oldu İstanbul'un sonu. Geriye baktığımda hala kendimi görüyorum elbette. Hiçbir zaman durulmayacak bir akıntı gibi gelip geçen arkadaşlıklar, sayısız metro ve tramvay yolculukları. Biriktirdiğim onlarca anı. İlk aşkım, ilk evim, ilk işim. Hayatta kalmak için günümün büyük kısımlarını satmak zorunda kalmadığım zamanlar. Gerçekten yaşayabildiğim zamanlar. Tuhaftır ki, kaçmak için bir yıl boyunca kanla canla uğraştığım memleketimde geçen son zamanlarıma özlemle bakıyorum. Bakış açımı değiştirip hışırtıların arasında düşüncelerimi yeniden yakalayınca fark ediyorum ki geçmişe baktığımda güzel şeyleri hatırlıyorum. Geçmişim ve bugünlerim güzel anlarla geçiyor. Geçmiş yılların ardında bıraktığı yüklere rağmen devam ediyorum. Yalnızca yaşamak bile bu kadar güzelken yaşanan zorluklar pes etmem için yeterli olmadı hiçbir zaman. Geçen her gün beni iyi hissettiriyor olmasa dahi var olmak ekstatik bir ruh haline sürüklüyor beni. Bazı günlerde de elim gidiyor ve dönüyor kapının kilidi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Twenty Eight

My Side

Kışın Fısıltıları