Dövmeler
Gitti. Tabloların çerçeveleri tozlandı. Yalnızca çekirgelerin sesinin geldiği o balkondaki nefesi rüzgarla birlikte süzüldü benden uzağa. Bunu hiç istememiştim. Göz yaşlarının arasından sıyrılarak ruhunu yatıştırdığım, vazgeçemediğim o yaz akşamlarının tükenmesini hiç istememiştim. Zamanla içine çekildi ve sevgi dolu cümleleri duymaz oldu. Beyaz başlıklı dolmuşun tozlu koltuklarına oturmaz, elimi tutmaz oldu yaz gözden kayboldukça. Sonbaharın minimal melankolisi oldu bize neşenin son demlerini tattıran. Varış noktası yaz bittiği gibi belli olmuş olsa da o farkında değilmiş gibi davranmayı tercih etti. Bazı akşamlar dayanamadı, döktü içindekileri. Bir cumartesi sabahı kapısını açtığı beyaz güller yüzünü gülümsetti. Üçüncü yılın ilk akşam yemeğini bir kavgayla bitirdi. Bir aralık sabahında hasta oldu ve bir ay boyunca kayboldu. Şehre yağan en güzel karlarla dolu bir akşamda oldu son güzel günümüz. Yüzümü kesen soğuk rüzgar, sesimi titreten ıssız sokaklar, şarkıların ağırlığı ve her gece sigara almak için koşar adım yürüdüğüm yokuşlar kaldı yarınlara ama o kalmadı.
That is the beauty of our survival. It isn't in the extravagant presentations that we do but rather in the small details in our daily lives. An undesired dent on a painting frame. A senseless burst of anger that only lasts a few seconds. It's represented on the nails of the women and the wrists of men. Quite simply put; the small and elegant details we witness in others make all of this worthwhile. Even if they never know, its elegance is unwaivering.
5 Kasım
Yağmur damlalarının ilk kez düştüğü yerdeyim yeniden. Geçen yılların ardından her bir karışını hatırladığım o sokakların değiştiğini görmek beklediğim hisleri uyandırmadı bende. Tıpkı aylar sonra penceremin önünden birkaç adımla geçtiğini öğrendiğimdeki gibi kayıtsız kaldım sokaktaki değişime. Her şey hatıralarımızdaki gibi değil fakat bu sokakları arşınlamak, sanki hayatımın silinen bir dönemine fare deliğinden bakmak gibi. Tam olarak böyle anlarda ne hissetmem gerektiğine anlam veremiyorum. Belki de bu anlar salt bir kayıtsızlık için vardır. Sakince çıkılan dik bir yokuş ve yokuşun sonundaki market. Raflarda huzur ve mutluluk. Olması gerektiği gibi birkaç gün.
14 Kasım
Anlık bir gürültü değildi asla,
Gözlerinde gördüğüm yansımam,
Uçsuz bucaksız derinliklere dokunan,
En yalın haliyle beni bana hatırlatan.
Birkaç saniyeye sığdırabildiğimiz,
Çözülemez bir denklemdi, bir değişim,
Birkaç saniyenin bizde bıraktığı iz,
Anlamını yitirenler değildik biz.
Kirli sokakların, yağmurlu havanın,
Akışına aldırış etmeye korkar olduğumuz,
İnsanların arasında birkaç saniye için de olsa,
Bir biz olduk biz bir çift gözün arkasında.
Zamanı durdurabilme yetisi hiçe saydı,
Anı yaşamak isteyen kalbimi bastıran,
Bitmek bilmeyen bir kaçışı anlatan,
Tuğla duvarların kapattığı bir kapıda.
Yorumlar
Yorum Gönder