Zifiri
"Bu akşam bira almıyor musun abi?" diye sordu tezgahın arkasındaki çocuk. Sıkkın bir surat ifadesiyle kafasını salladı. "Hava soğuk, keyfim yok, sabah iş var ve kafamın içinde dönüp duran bir şarkı var. Daha fazla bokunu çıkarmadan bitireceğim günü," dedi. Tezgahtaki çocuk gülümsedi. Aldıklarını ödedi ve büfeden çıktı. Havanın soğukluğu başka şehirdeki adımlarını hatırlattı ona. Eskisi gibi soğuk rüzgarlar vurmuyordu ama artık. Taşındığından beri hava ne kadar soğuk olursa olsun, rüzgar hiç eskisi gibi olmadı. Nostaljik bir hüzün duymak istedi ama geriye bakmanın da artık eskisi gibi bir etkisi yoktu. Klimanın aylak sesinin yazın bitişiyle ortadan kayboluşu gibi kayboldu eski gürültüleri. Yerine yenileri geldi ama rüzgarları soğuk estirecek kadar kalmadı hiçbiri. Bazı geceler, sadece bazı geceler, gecenin belirli bir saatinden sonra, belirli bir şarkı çaldığında bir an için de olsa esen o soğuk rüzgarları özlüyor. O an hızlıca sönüp gidiyor soğuk rüzgarları neden arkasında bıraktığını hatırlayınca. Bunca zamana rağmen sanki yürüdüğü yol hiçbir yere varmayacakmış gibi hissediyor bu gece. Yürümesi gereken yolun hemen dibinde, paralel ilerleyen fakat ufukta bir buluşma çizgisinin görünmediği bir yolda ilerlediğini düşünüyor. Yoldan çıkıp biraz engel aştıktan sonra olması gereken yola girebileceğini biliyor ama önündeki engelleri aşabileceğinin bir garantisi yok. Engeller ise yol ilerledikçe büyüyor, büyüyor ve büyüyor. Geri döndü büfeye. "Ver ya, sikerler," dedi. Biraları da alıp yola koyuldu. Saçları rüzgarda her tarafa saçılmış, üzerinde yılların eskitemediği bir hırka ve altında severek giydiği pijaması. Apartman kapısına geldiğinde kapıyı açmak için elini uzattı ama açmadı, durdu. Kapının yanında, üzerinde bir kedinin uyuduğu sandalyeyi gözüne kestirdi. Kediyi yavaşça kaldırdı, kucağına aldı ve oturdu. Karşısında zifiri karanlık. Gökyüzünde yıldızlar, uzakta zar zor seçilen şehir ışıkları. Birasını açtı ve yudumladı.
Yorumlar
Yorum Gönder