Sarı
İncelikle çizilmiş sahte sınırlara sahip bu yaşantının içindeki özgürlük bir başkasına olan ihtiyacı yetersiz kılıyor. Yalnızca görüntüden ibaret bu inzivanın dışında kalanların içe dönük, sessiz ve buruk gördüğü bu içselliğin var oluşu düşünülenden hiç olmadığı kadar uzak. Bir yılın içerisine sığdırılmış anlar, insanlar, istekler ve sevgiler ne taşacakmış gibi hissettirdi ne de biri diğerinden daha sessiz kaldı.
"Bu ikisi favorilerim. Kroton ve Yasemin. Biri gün ışığıyla var oluşunu gözü değen herkese çığırırken diğeri ulaşabildiği her yere uzanıyor. Diğerleri gibi çekingen kalmadı asla bu ikisi."
Kaçmak istediğin dertlerin, peşinden gitmek istediğin isteklerin, ardındaki amacın ne olduğu önemsiz. Bunca yılın ardından hala karşı koyuyor olman gülünç. Oysa nereye gidersen git, sen geldiğin yersin. Üzerine sindirdiğin bu suskunluğun değer verdiklerini elinde tutmana yarayacağını sanıyorsun fakat her şeye rağmen kalan tek şey yansıman. Verdiğin bu uğraşın asil, yüce, hatta destansı olduğunu düşünüyor oluşunun seni haksız kılamıyor olması beni öfkelendiriyor. Kim bilir, belki de ben yanılıyorum ve hala önümüzde olan zaman sana tahmin edilemez güzellikler sunacaktır. Senin için aksini dilemek istemem. Umarım yanılırım.
Kavurucu güneşin varlığını unutmuş bir şekilde klimalı odada çalışırken susadığımı fark edip mutfağa gittim. Dolaptan bir şişe alıp soğuk bir bardak su içtim. Dindirmedi susuzluğumu. Açık kalan dolabın içeriklerini gözümün ucuyla süzdüm fakat beni tatmin edecek bir şey bulamadım. İşimin bitmesine yalnızca birkaç saat kalmış ve akşam için hiçbir planım yok. Happy hour'ın manidar gerçekliği güzel bir gülümseme yerleştirdi yüzüme. Cüzdanımı, anahtarlarımı aldım. Bir sigara yaktım ve evden çıktım. Apartmandan dışarı adım attığım gibi dayanılmaz gün ışığı ve sıcak gözlerimi açık tutmama engel oldu bir süre. Gözlerim ve bedenim ani sıcaklık değişimine alışmaya başladı ve ben yola koyuldum. Susuzluktan çığıramaz hale gelmiş gri, hayatsız betonların üzerinde attığım her adım hızlanmam için beni zorluyordu. Bu anlık zorlamaya karşı gelmek ve bunaltmasına rağmen gökteki yıldızın tadına bakmak istedim. Adımlarımı yavaşlattım. Esen ılık rüzgarın ağaç yapraklarına dokunuşuna, bulduğu ilk gölgeye yatan sokak köpeklerine ve sitenin önündeki birbirinden güzel çiçeklerin ıslak ve ferah kokusuna dokundu gözlerim. Günün tadını çıkararak vardım markete. İçeri adım attığım gibi gerçeklik en klimalı haliyle vurdu yüzüme. Ya da dışarıdaki miydi en gerçeği bu gerçekliğin? Birinde yüzüm gülerken diğerinde düşüncelerimi sorguluyorum. Baygın bir mutluluk mu yoksa çelişkili bir denge mi kendime yer edinmem gereken? Marketin büyük bir çoğunluğunu es geçip içecek dolaplarına yöneldim. Dolaptan birkaç bira aldım ve kasalara doğru yürümeye başladım. Üçüncü ya da dördüncü adımımda olsa gerek, gözüme çarptı minderler. Balkondaki sandalyelerin yalnızca ikisinde minder vardı. Neden iki tane daha olmasın ki? En yukarıda kırmızı, siyah çizgili ve düz beyaz minderler vardı. Kırmızılı olan hoşuma gitmişti. Daha yakından bakmak için elime alıp kaldırdığımda gözlerim bir an bile düşünmeden üzerinden kaydı ve hemen altındaki sarı, gri çizgili mindere kilitlendi. Dışarıdaki ile aynı bir gülümseme belirdi yüzümde. İki tane aldım ve kasalara gittim. Elimde poşetlerle hızlıca eve döndüm. Sarı minderleri var olmaları gereken o güzel yerine koymak için balkon kapısını açtım ve diğer minderleri gördüm. Dışarıdan uçuşan tozlar üzerlerine birikmiş ve bunalmış görünüyorlardı. Zamanı değil belli ki. Bunalanları yıkamaya koydum ve sarıları geçici olarak odanın köşesine bıraktım. İkinci biramı almak için yerimden kalkarken sevimli hayaletin kafasını sarı minderin kucaklayan rahatlığına bırakıp uykuya daldığını gördüm. Sarı minderler var olabilecekleri en güzel yerdeler.
Yorumlar
Yorum Gönder