Döngü
Karanlığa alışkın gözlerle dahi zar zor seçebildiğim akrep ve yelkovan sigara dumanından habersizmiş gibi hiç bozuntuya vermeden devam ediyor akışına. Saatten gelen tik tak seslerini benimseyip daha derine bakınca duyuyorum çarkın seslerini. Hemen ardından ise yelkovanın hareketlerindeki çekingenlik dokunuyor gözlerime. Fark edildiğini anladığı için olsa gerek, ansızın duruyor saat. Sigara dumanım havada asılı kalıyor. Çok geçmeden zaman geriye doğru ilerliyor ve ben tanıdık bir ana gidiyorum. Bu tanışıklığa ilk başta anlam veremesem de hızlıca oturuyor yerine. Yarım kalan bir döngü hatırlatılıyor bana. Sökülen bir direk, kırılan pencereler ve bahçeli apartman boşlukları.
Oysa tanıdık değil bu an bana. Yıllar önce kemiklerimde bir sızıya dönüşmüş tutkunun gün yüzüne çıkmış hali. Hayalini kurduğum dokunuşların, bakışların benden esirgenemediği ve duymak istediğim cümlelerin yavaş yavaş kulağıma çalındığı yeni bir gerçeklik. Rüya mı görüyorum diye düşünmeden edemiyorum. Önü açık arzuların kelimelere vurulmaksızın temsil edildiği saatler doluyor düşlerime. Zihnimde yarım kalan bu döngüyü kapatmam gerektiği düşüncesi yankılanıyor. Yaşanması gerekeni yaşa ve yoluna devam et. Fakat gözlerimi çevirip duvardaki saate baktığımda hareketine devam eden bir zaman görüyorum. Ne bir rüya ne de bir sorumluluk. Yalnızca beklenmedik bir rüzgar. Kozmik bir jürinin kararı sonucu "bu kadar durgunluk yeter, dalgalansın artık denizlerin" denilmiş ve düşüncesiyle sabırsızlığı yeniden tanımlayan bu his yerleşmiş içime. Yabancı tüm bunlar bana ve bir o kadar da tanıdık. İlk kez dokunuyor bana ama nasıl dokunduğunu zaten biliyorum. İlk kez geçiyor saatler dudaklarında ama nasıl öptüğünü zaten biliyorum. İlk kez geziyor ellerim teninde ama nasıl hissettirdiğini zaten biliyorum. İlk kez bakıyor böyle bana ama nasıl beni gördüğünü zaten biliyorum.
Kaldırıyorum tüm saatleri. Gözüm değsin istemiyorum. Deniz dalgalı çok güzel.
Yorumlar
Yorum Gönder