Takviye

Each and every single one of us. I have seen worlds crumble. I have seen men shatter. But nothing can compare with the sky i live under. I want to look up. I want to look up and see the stars that are no longer there. I want to look up and be reminded of something. The bells, oh my dear, the bells are tolling. They're tolling for each and every single one of us. Rengi değişmiş odalarımın. Akşam olmuş. Tebessüm kokuyor mutfağım. Bakın ben bunun için buradayım. Ben her gün gözlerimi bunun için açıyorum. Gözden kaçırdığım tüm yıldızları toplamak için. Renkleri görmek için. Tadına bakmak için. Şimdi bir düşünce koşuşturuyor odalarımda. Tanıdık biri kendisi. Fakat bu sefer bir başka bakıyor. Farklı bir renk. Farklı bir tat. Adımlarımı kaybediyorum. Ben bu koridoru biliyorum. Bu odayı, bu düşünceyi, biliyorum. Sarımtırak bir his dolduruyor şu an içimi. Bozkırlara gözcü kuleleri. Ovalara kamp yerleri. Hmm, şölen havası var kaldırımlarımda. Birkaç saat önce odadakilerden biri çaldı kapımı. Açtım. Gördün mü? "Neyi?" Sokak direğini kaldırmışlar. Bir heyecanla sıçradım mıhlandığım yatağımdan. Perdeyi çektim ve pencereden aşağı baktım. Sokak direğinin ve kırmızı şemsiyenin olduğu yerde sökülmüş kaldırım taşları var artık. "Evdeki tüm çarşafları toplayın." Tekrarlatmadı, anladı. Birkaç tane çarşafı uç uca bağlayıp getirdi odadakiler. Odanın kapısının koluna bağladım çarşafın bir ucunu. Diğer ucunu da pencereden aşağı salladım. Dikkatli adımlarla indim dört katı. Kaldırım taşlarının yanına gittim. Merdiven boşluğundaki bahçe geldi aklıma. Açtım apartmanın kapısını.Girdim içeri. Bahçeyi dolaştım. Yukardan bizimkiler seslendi. Karar verdin mi? "Kiraz'a ne dersiniz?" Şahane ve bir hayli manidar. "Manidar mı? Nasıl?" Siktir et, vakti gelince anlarsın. Salkım da olabilir aslında. Bir fidan Kiraz, bir fidan da Salkım aldım iki elime. Çıktım apartmandan. Kaldırım taşlarının yanına gittim. Durdum, düşündüm. "Ben her günü yaşarken etrafa serpilmiş umutlarla. Çok mu istediğim, bir bütün olmuş umutlarımla bir gün geçirmek?" Diyorum ya İhsan, çanlar çalıyor. Benim için, senin için ve onun için çalıyor. Pencereden seslendi bizimkilerden biri. Kiraz'ı siktir et. "Tamam." Elimdeki kiraz fidanını savurdum yola. Kaldırım taşlarının eski yerindeki toprağı kazdım biraz. Ardından ektim Salkım ağacını. Overhead the albatross hangs motionless upon the air. Saklayacağım. Elinden tutup saklayacağım. Gökyüzü düşmüş göğsüme. Yıldızlar yüreğimde tutuşur şimdi. İskelenin ucuna oturdum. Ardımdan geldi İhsan. "İki seçenek var İhsan. Ya beni uzun bir süre görmeyeceksin ya da beni bir daha hiçbir zaman görmeyeceksin." Oturdu yanıma. Yağmur çiselemeye başladı. "Şu karşıdaki ışıkları görüyor musun? Yakından bakınca hiçbir bok değiller aslında. Ama böyle bir akşamda, iskelenin ucuna oturup biraz baktığında her biri bir yıldız oluyor. Her biri kendi görkemiyle parlıyor. Kimisi akşamdan kalanlara parlıyor, kimisi de içinde. Boşver şimdi seni, beni. Bak kaç yıldır buradasın. Arada bir kayboluyorsun, birkaç ay dağılıyorsun, biraz hüzün toplayıp buraya dönüyorsun. Dön bir bak ardına. Tutuşmadı mı gözlerin? Yanmadı mı yüreğin? Ulan bazen varile odun atarken sen de ateşte kavruluyormuşsun gibi geliyor. Biz bunun için burada değil miyiz? Biz her gece buraya, yarınlara uyanmak için gelmiyor muyuz? Düşünme şimdi. Çek yorganı üzerine ve kapat gözlerini. Sönsün ateşin, dinsin yağmurların. Ben buradayım."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Twenty Eight

My Side

Kışın Fısıltıları