Red
Bir çift göz, kapalı gözlerimin içerisinde. Sessizliğin boş ve anlamsız bir kavrama sahip olmayı tercih ettiği bir gecede neden kapalı olmasın ki zaten gözler? İzlemenin, görmenin, hatırlamanın başlı başına bir eziyet haline geldiği anlarda neden kapanmasın ki gözlerimiz? Tamam, evet, hissedebileceğim her şeyi hissetmekten yanayım ama bazen sadece, en basit haliyle, istemiyor insan.
Keyfi sarhoşluğun getirisi neşenin yanı sıra oturup kulağımda güzel bir müzikle gözlerimi kapatıp kelimelerimi dökmek de bir ihtiyaç. Her zaman müzik yapmak istemiştim. Hala da istiyorum ama ne bir altyapım var ne de bir enstrümanım. İçimde bir arzu, göz kapaklarımın arkasında bir hayal dünyası ve yeniden özgür dünyanın toprağını arşınlamak isteyenlerin hasreti var. Hem kimisine göre, hem de bana göre aslında bu yeter de artar bile. Fakat bilemiyor insan, korkuyor, çekiniyor. Aklımdaki hali bu kadar güzelken nasıl cesaret ederim gerçeğe dökerek riske atmaya?
Yazdığım cümleler saat ile birlikte ilerlerken, bir paragrafın ortasında başlıyorum aslında yazmadığımı düşünmeye. Bu hayatta en çok sevdiğim şeylerden birini yaparken bile aslında onu yapmadığımı, daha fazlasını yapmam gerektiğini, daha iyi olmam gerektiğini düşünüyorum. Oysa yalnızca birkaç yıl önce, hayatın garipsenmiş yönleri ile dans etmeden önce böyle düşünmüyordum. Tüm olanlardan önce yazdıklarımın, cümlelerimin, aklımdan geçen herhangi bir edebi oluşumun yüce olduğuna dair inancım bulunurdu. Yolun bir kısmında kaybolan bu bilinç sanırım olması gereken bir gelişmeydi. Gerçeklik er ya da geç söylüyor sözünü.
Yanılgıları en büyük kimse o kazansın.
Yorumlar
Yorum Gönder