Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Brittle

Think not that I never dream of you, I miss you as the dunes miss the clouds, In nights filled with stars forever to count, I dream of you as the sand dreams the light. In steps of the few, I hear an echo of you, Brittle glass, sharp as a newborn's fate, Finds its way in and around my veins, As I dream a little dream of you. By its senseless cry and its might, The sun nourishes mine blissful fear, Of days and nights in this great sea, Where I shall sail without a hint of you. "I beg of ye" I scream and shout, Echoing in this world so low, Darkened by a thoughtless mind, My heart races as I think of you. Finding naught on the road north, Desire sleeps in its bed anew, Yet in its dreams all it can see, Is a longing for the love of you.

Duman

Adım adım takip ettiğim derinliklerin vakit geçtikçe gözden kaybolduğunu görmek zaman zaman tahrip ediyor beni. Her ne kadar canım yanmıyor gibi davransam da soluklaşan günlerimin bahçemden birer birer kopardığı yaprakların süzülüşü asla eksilmiyor düşüncelerimden. Tüm pencereleri kapatıp perdeleri çeksem de gözlerimin önünde kalıyor çürümüş o ağaçlar. Bilinçli bir takip sürdürüyorum yalnızca. Bir şeylerin eksildiğinin ve bunların etkilerinin farkındayım fakat bir şey yapıp yapmamak konusunda bütünüyle kararsızım. İçimi kemiren bir kararsızlık değil elbette. Yalnızca yetişkinliğin getirisi durgunluğun bunları talep ettiğini kabulleniyorum. Öyle şımarık bir çocuk gibi her istediğini alamıyor tabii ki. Yeri geldiğinde ‘hayır’ cevabını alıyor ve oturuyor yerine. Bazı sınırların çiziliyor oluşundan bence yetişkinlik de memnun. Belki de yanılıyorum ve bilinçli aktivitelerime karşı çok daha aktif bir yaklaşım sergilemem gerek, bilmiyorum. Her şekilde günler geçiyor ve bir kez daha ‘iyi’ ayla...

Late

 It's the same world hanging outside my window. Calling for me to step back into its running streets and flowing alleys. I wouldn't dare to call it "regret" and make this already difficult days harder than they should be. It is already suffering at its best. However, that feeling is still there, lingering right behind my conscious thoughts, begging to be let out so it can have its moment and perform the monologue its been preparing all these years. But no. Please, no. Life might find a way to get what it needs and force me out of these days one way or another but until life does accordingly, I cannot fathom to take that step all by myself. Because I still believe in this. I still have hope that soon enough, sun will shine on my face, sea will beckon my name and the warm, mellow nights will cherish my soul. For if not hope, I don't know what else is there to keep this all from falling down. I wish I could say that I've been doing special things with my days and...

Dönüş

 Kış bitti. Soğuk rüzgarlar ılık meltemlere ve kapalı günler gözlerimi kamaştıran ışıltılara bıraktı yerini. Güne güzel bir saatte uyandım. Kedilerden biri ayaklarımın dibinde diğeri de kolumun altında uyuyordu. Yavaş yavaş severek uyandırdım ikisini de. Esnemeler, miyavlamalar ve peşimden koşmalarla devam etti dakikalar. Kedilere mama verip kendime de kahve yaptım. Perdeleri henüz açmamıştım o yüzden gün mü gece mi, güzel mi kötü mü hiç bilmiyordum. Sadece varoluş güzel gelmişti. İki saat sonra beraber kahvaltı yapacağım arkadaşlarımın yanına gitmeden önce açtım pencereleri. Bulutsuz, güneşli ve sıcak bir hava karşıladı beni. Kim bilir kaç ay oldu üzerime hırka almadan dolaşalı. Kahvaltıyı yaptıktan sonra diğer günlere benzer bir uyuşukluk yapışmasın istedim üzerime. "Hadi kalk, dolanalım biraz" dedim ve çıktık dışarı. Köşedeki kahveciden birer kahve alıp çıktık yola. Sahil kenarında bir yere çektik arabayı. Hafta sonu, her yer insan doluydu fakat fark edilmediler bile. Hava...

Sızı

 Kemiklerine işlemiş bir soğuğun uyuşturduğu tüm yaralar yeniden yeşeriyor battaniyenin altında ısındıkça. El alışmış, biliyor, tanıyor yaptığım hareketi ve anımsatıyor ruhuma, bekletiyor ansızın. Kendiliğinden uzanıyor elim, sanki sımsıkı saracakmış gibi fakat boşluğa bırakıyor kendisini ve düşüyor yatağın üzerine. Oysa tam da uykuya dalmak üzereydim. İçim sıkılmış bir şekilde dönüyorum diğer tarafıma ve çıkıyorum yataktan. Günü bitirmişim, odalarım sessiz fakat ben uyuyamıyorum. Battaniyemi alıp salona geçiyorum. Kendimi kanepeye, battaniyeyi de üzerime atıyorum. Televizyon kumandasını bulup açıyorum. Önüme ilk çıkan videolardan birini açıp izliyorum. En azından izlediğimi düşünüyorum. Alışık almış halinden daha sessiz ve daha çok kaçmaya meyilli bu aralar zihnim. Darlamak istemiyorum fakat anlayış göstermek de can sıkıcı bir hal almaya başlıyor yavaş yavaş. "Belki de kış diyedir" diye sayıklıyorum kendi kendime. Yalnızlık adında derinlere işlemiş kalıcı bir boşluk. Etrafın...