Sızı

 Kemiklerine işlemiş bir soğuğun uyuşturduğu tüm yaralar yeniden yeşeriyor battaniyenin altında ısındıkça. El alışmış, biliyor, tanıyor yaptığım hareketi ve anımsatıyor ruhuma, bekletiyor ansızın. Kendiliğinden uzanıyor elim, sanki sımsıkı saracakmış gibi fakat boşluğa bırakıyor kendisini ve düşüyor yatağın üzerine. Oysa tam da uykuya dalmak üzereydim. İçim sıkılmış bir şekilde dönüyorum diğer tarafıma ve çıkıyorum yataktan. Günü bitirmişim, odalarım sessiz fakat ben uyuyamıyorum. Battaniyemi alıp salona geçiyorum. Kendimi kanepeye, battaniyeyi de üzerime atıyorum. Televizyon kumandasını bulup açıyorum. Önüme ilk çıkan videolardan birini açıp izliyorum. En azından izlediğimi düşünüyorum. Alışık almış halinden daha sessiz ve daha çok kaçmaya meyilli bu aralar zihnim. Darlamak istemiyorum fakat anlayış göstermek de can sıkıcı bir hal almaya başlıyor yavaş yavaş. "Belki de kış diyedir" diye sayıklıyorum kendi kendime. Yalnızlık adında derinlere işlemiş kalıcı bir boşluk. Etrafına çekili çitler, kapanan kapılar bu aralar bazı ihtimaller kadar saydam. Kaçtım birkaç günlüğüne her şeyden. "İş ya, para kazanacağım" gayesi ile her seferinde adım attığım bir uğraş. Gerçi her zaman çekinmeden söyledim bunu kendime, para kazanmasam da yaparım. Yaşadığımı hissetmek, bir şeylere koşmak güzel bir duygu. Bir oraya bir buraya derken üç günde üç bin kilometre yol katetmeme rağmen dönüp dolaşıp yeniden kendi eserim bellediğim bu yalnızlığıma adım attım. O "yaşıyorum ben" hissinin yavaş yavaş gözlerimin önünde sönüşünü izliyorum. Çok geçmeden birbirini takip eden günler geri gelecek ve bu boktan rutin yeniden başlayacak. Elbette tamamıyla kötü diyemem. En azından o rutindeyken yalnızlığımı hissetmiyorum. Aramıyorum yanımda birini, hatırlamıyorum dokunuşları, kokuları ve bakışları. Atmıyor kalbim heyecanla ve aydınlanıyor en karanlık koridorlarım. Cennetin kaldırımlarında bir saklanış. Ara dur, yine de kendini bulamazsın. Olmaz, çünkü yoksun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Twenty Eight

My Side

Kışın Fısıltıları