Kayıtlar

2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kıblesi Eksik Sessizliklerimiz

 Soğuk havaların getirdiği fırsatlar etkisini kaybetmemeye yemin etmiş gibi her yıl usanmadan aynı yoğunlukla geliyor ayaklarımın altına. Sonbaharın en güzel noktalarına varmışken kafamı çeviremiyorum bu fırsatlardan. "Evet" demek için can atan etkileşimler, keskin rüzgarları ile bomboş sokaklar. Kemiklerini titreten soğuktan kaçar adım evine gitmeye çalışan insanlar. Ansızın, tüm bir şehir benim oluyor. Tüm caddeler, kaldırımlar ve her bir sokak lambası benim için var. Sarı, loş ışıkların altında öpüşen aşıklar. Evlerin pencerelerinden yansıyan televizyon görüntüleri. Arabanın arka camından çıkarıyorum kafamı. Dışarıda sağanak yağmur, trafik karmakarışık. Yüzümde bir gülümseme, saçlarım sırılsıklam ve ben hiç olmadığım kadar huzurluyum. Risk almaktan hiçbir koşul altında kaçınmadığım bu günlerin tadını beni en çok tatmin edecek riskleri alarak çıkarıyorum. Kimisinin sonuçları, kimisinin de yalnızca risk faktörü yüreğimdeki derin bir açlığı yatıştırıyor. Diğer elini kurtarmak...

Pistol Whipped

 It's the smell of the chaotic being of these past two weeks that makes me want to believe that change is on its way. Every time I find my mind scattered all over with thoughts of abandonment, loneliness, anger and a slight disappointment without a solid source, it has been life's way of making room for what is to come. I am ready. Be it an excellent addition or another problem to deal with, I welcome it. I had a single grey hair above my right ear for years. Ever since I decided to grow my hair out again, I keep finding more and more grey hair. Two more on my left side and at least four more on my right. I was always okay with growing older. Might just be an upside of melancholy but either way, I didn't even expect to feel bad or worried about the hairs I saw. I knew exactly what I was going to feel and that's what I felt at that moment. Smiling at the mirror, looking at my grey hairs sticking out. I don't know if I can be objective about it but it looks super cool...

Sarı

 İncelikle çizilmiş sahte sınırlara sahip bu yaşantının içindeki özgürlük bir başkasına olan ihtiyacı yetersiz kılıyor. Yalnızca görüntüden ibaret bu inzivanın dışında kalanların içe dönük, sessiz ve buruk gördüğü bu içselliğin var oluşu düşünülenden hiç olmadığı kadar uzak. Bir yılın içerisine sığdırılmış anlar, insanlar, istekler ve sevgiler ne taşacakmış gibi hissettirdi ne de biri diğerinden daha sessiz kaldı. "Bu ikisi favorilerim. Kroton ve Yasemin. Biri gün ışığıyla var oluşunu gözü değen herkese çığırırken diğeri ulaşabildiği her yere uzanıyor. Diğerleri gibi çekingen kalmadı asla bu ikisi." Kaçmak istediğin dertlerin, peşinden gitmek istediğin isteklerin, ardındaki amacın ne olduğu önemsiz. Bunca yılın ardından hala karşı koyuyor olman gülünç. Oysa nereye gidersen git, sen geldiğin yersin. Üzerine sindirdiğin bu suskunluğun değer verdiklerini elinde tutmana yarayacağını sanıyorsun fakat her şeye rağmen kalan tek şey yansıman. Verdiğin bu uğraşın asil, yüce, hatta des...

Kayıtsız Sevişmelerin Eksiksiz Sonuçları

 Kafamı dağıtan bir sevişmenin sonuna geldiğimde yaşanması fazlasıyla canımı sıkan bir an yaşandı. Sıralı orgazmın farklı oktavlardaki sesinin arasında düşüncelerimden "hak etmediğin zevkler yaşıyorsun" cümlesi geçti. Keyifli bir akşamı daha da keyifli bir geceye bağlayan bakışlarına hayran kaldığım kadının inlemeleri beni derinden rahatsız eder bir hal aldı. Bir an bunun için kendime kızmayı düşündüm. 'Neden bu keyifli sevişmenin ağzına sıçıyorsun ki? Bak ne güzel takılıyorsunuz, sarhoşsun ve keyfin yerinde, daha ne istiyorsun?' Kalkıp donumu giyiyor ve salona geçiyorum. Sehpadaki sigara paketinin boş olduğunu fark edince duvara fırlatıyorum. Kanepede mayışmakla meşgul kedi bir anda ürküp bana bakıyor. Yaşadığım an için kendime daha da öfkeleniyorum. Masadaki diğer paketten bir sigara alıp kanepeye atıyorum kendimi. Fişi çekili gece lambasının yandığını hayal ederek kaçmaya çalışıyorum düşüncelerimden. Göz ucuyla kapının önünden geçen kadının silüetini görüyorum. Git...

Village Above

 In its darkened essence, I've found that the flavorless midnight sky holds its gaze as much as I do. On some nights, that gaze is a symbol of disturbance. And on some, desire. Which one it is at the moment or which one it'll be tomorrow is beyond my comprehension. Midnight's symbolic significance becomes apparent after a few days of its own. Yet on some nights of its own, it chooses the meaning to be known. Once looked at through a secondary pair of eyes, I realize that it is not the meaning behind it that matters to me but the symbols of the midnight sky themselves. Be it a senseless breeze rushing in and out of my balcony on a rainy night, be it a silent and warm hour of its own. Finding out what matters to me in this short span of an hour feels equal to a meal finally eaten on a busy day. There is now, for me, before the meal and after the meal. A span of existence subsequent to itself, a never ending cycle of time that is different each time yet somehow always the same...

Demise

 Sometimes things just feel so simple that it feels like the entire the world is within my grasp. I enjoy that feeling. It is a rare thing to feel. Somewhere down the river, it is clear that ambition made its grave. I fail to recongize its reality and refuse to acknowledge it at all. Why the fuck should I?  Three beers, two jager shots in. Ready to roll on the entire world. There is this gorgeous woman at the coffee shop near my place. I made it a routine of mine to grab a coffee from that place on my way home from friends. Every couple of days, her shift and my routine align. She is always a sight for sore eyes and my heart beats excitedly whenever I go talk to her. She smiles when she sees me and doesn't even ask what my order is. I call it a routine for a reason. I always grab the same drink. She never fails to engage in conversation with me and it always feels nice. I talked about this situation with my closest friend today and wanted to get some advice since I feel like t...

Belki

 Boş bir sayfanın ruhumdaki ağırlığı sigaranın ciğerlerimdeki yorgunluğuna dokunuyor. İnan istemiyorum görmeyi. Gecenin bu saatinde karşımda parıldasın istemiyorum bembeyaz sayfalar. Geçmişe dair yalnızca yazdıklarımı tutuyor olmak o kadar başarılı bir tercih ki böyle gecelerde oturup hüzünlenmek bile zor geliyor. Kokusunu özlediğim, sevdiğim kadınların yüzlerini bile hatırlamak bu kadar güçken anılarının canlı kalması imkansız bir hale geliyor. Bir şarkı açıyorum ve 2016 yılına dönüyorum yeniden. Üsküdar'da merdivenlerin başında bir evde, keskin bir kışın melankolik akıntısından uzaklaşıp sıcacık bir yuvaya sığınıyorum. Bir süreliğine elbette. Çünkü o zamanlar ne kış ne de yaz, kaçmak istediğim bir an dahi yoktu. Zaman geçtikçe, yaşım ilerledikçe gelen durağanlık ve gündelik yaşamın bitmek bilmeyen uğraşı oldu bende kaçma arzusunu uyandıran. Oysa ne kadar güzeldi şehirler, içinde ben yaşarken. Beyazıt tramvay istasyonunda bir Ekim akşamında beni bekleyen mavi elbiseli kadın. Beşik...

Red

Bir çift göz, kapalı gözlerimin içerisinde. Sessizliğin boş ve anlamsız bir kavrama sahip olmayı tercih ettiği bir gecede neden kapalı olmasın ki zaten gözler? İzlemenin, görmenin, hatırlamanın başlı başına bir eziyet haline geldiği anlarda neden kapanmasın ki gözlerimiz? Tamam, evet, hissedebileceğim her şeyi hissetmekten yanayım ama bazen sadece, en basit haliyle, istemiyor insan.  Keyfi sarhoşluğun getirisi neşenin yanı sıra oturup kulağımda güzel bir müzikle gözlerimi kapatıp kelimelerimi dökmek de bir ihtiyaç. Her zaman müzik yapmak istemiştim. Hala da istiyorum ama ne bir altyapım var ne de bir enstrümanım. İçimde bir arzu, göz kapaklarımın arkasında bir hayal dünyası ve yeniden özgür dünyanın toprağını arşınlamak isteyenlerin hasreti var. Hem kimisine göre, hem de bana göre aslında bu yeter de artar bile. Fakat bilemiyor insan, korkuyor, çekiniyor. Aklımdaki hali bu kadar güzelken nasıl cesaret ederim gerçeğe dökerek riske atmaya? Yazdığım cümleler saat ile birlikte ilerlerk...

The Point

 Uhmm, so, what's the point exactly? Actively compromising your days to gain nearly nothing. Well, the self-destructive behaviour, especially on situations like this, has been around a lot longer than some songs have ricocheted in these rooms. Sometimes, the simplicity of a day that serves no purpose, achieves no improvements but also passively protects you from sounding like a dive-bomber is underrated a lot. But then again, that's the young spirit of things, isn't it? You've been thinking about doing something, being someone for as long as you can remember but it's been years and you've just been rumbling around in reality, being tossed around from one room to another, from one relationship to another, from one city to another. Every single time, things start feeling like change is in the air but soon after you realize that it was the static electricity in the air of an oncoming storm that would take you far, far deeper than you'd like to admit. And? What...

Incorrect

 Here's the thing; none of this make any fucking sense. Actually, it makes shit ton of sense but I just enjoy acting like nothing makes sense so I can keep feeling dazed and confused. Hats off to big LZ. Although, some days, you keep hoping for something to happen and then it happens but it's nothing like you've imagined. You take your cup of coffee, get out the door, feel the cold on your face and realize that once again, you're going back home, to be alone, again. Sure, it has its upsides, most of the time. Thing is, when I try to do something about all of this, with all the sense set to go in my head, it always goes south. After a couple of tries, I get depressed out of the idea and just stop trying. Some weeks, perhaps even months pass and one day, I'm getting coffee and I lock eyes with another perfect pair. Bam! Back at it again. I start thinking about it, then I make my move, try it and realize the bitterness of all of this again. I hate that a part of me lik...